İsmet İnönü ve Çok Partili Hayat

| Fotoğraf için bir açıklama: İsmet İnönü 27 Mayıs 1960 Darbesi sabahı Metin Toker’in evindeki balkondan halkı selâmlıyor. Sağında da bir darbeci subay |

Yakın geçmişte Onur Öymen, Tayyip Erdoğan yasaklı iken kendisine meclise taşımanın yolunu açtıklarını vurguladıktan sonra bunu “demokrasi anlayışlarının gereği” olarak yaptıklarını söyledi. Sonra da o meşhur, çok tekrarlanan ama hiçbir gerçekliği olmayan kalıp cümleyi dile getirdi: “İsmet İnönü’ye de, ‘çok partili rejime erken geçtiniz.’ dediler.” Ama o aldırmadı. Çünkü demokrasiye geçme kararı doğruydu.”

Yorumlara geçeyim:

1) Bir kere CHP artık, biz Cumhuriyet’i kuran partiyiz, ‘söylem’indeki “biz”den vazgeçmeli. Çünkü Atatürk tarafından 9 Eylül 1923’te kurulan “Halk Fırkası” (1924’te Cumhuriyet Halk Fırkası adını alır.) temsilcilerinin fikren homojen olduklarını söylemek mümkün değil. Mümkün değil çünkü partinin kurucuları arasında Celâl Bayar da vardır. Dahası: (Dörtlü Takrir sonucu) ihraç edilene kadar Adnan Menderes de Fuad Köprülü de Refik Koraltan da CHP’nin milletvekilleriydi. O günlerde amaç particilik yapmaktan çok, yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ni yaşatmak ve her alanda gelişmelerle yıllardır “yangın yeri”nde kalan Türk insanının yaralarını sarmaktı.

2) İsmet İnönü’nün çok partili demokrasiye geçişin kahramanı olarak gösterilmesi doğru değildir. Gerek partinin içindeki muhalefetin yoğun eleştirisi, gerekse mevcut seçim sistemiyle (nasıl olsa) yine partisinin kazanacağından emin olması, İnönü’yü bu kararı almaya sevk etmiştir. Nitekim 1946 ’da ilk çok partili seçime gidiş şekli, iktidardaki partinin karşısında bulunan DP’nin teşkilâtlarını tamamlamasına fırsat verilmeden tarihinden öne alınarak yapılan seçim, oyların sayımı… demokrasi adına tam bir fiyaskodur.

Öyle bir seçim düşünün ki seçmen sandığın önüne geliyor, masada, seçim sandığındaki resmî görevlilerinin önünde açıkta bulunan oy pusulasını (parti listesi) alıyor ve sandığa atıyor. Açık oylama. Sonra da seçmenin herkesin gözü önünde sandığa attığı oy pusulaları resmî görevlilerden teşkil edilmiş kurullar tarafından gizli olarak açılıyor, oy sayımı ve listelere işlenmesi yine gizli olarak yapılıyor. Sonra da tutulan tutanaklar aynı kurullar tarafından mülkî âmire götürülüyor. (yargı güvencesi yok.)aynı zamanda CHP’nin il başkanı olan valinin başkanlığındaki kurullar partilerin ne kadar oy aldığını ve kimlerin kazandığını duyuruyor.

Dahası İçişleri Komisyonu’nun seçim tasarısının bir maddesine ekledikleri hüküm: “Hesaba katılan oy pusulaları, komisyon üyeleri ve orada hazır bulunanlar önünde yakılır, durum bir tutanakla belirtilir.” Bu ne demek? Şu demek: Oylar yakıldığı için yapılacak bir itirazın hükmü yoktur. Çünkü ortada incelenecek, yeniden sayılacak oy pusulaları yoktur artık. Çünkü oylar çoktan kül olmuştur.

Son sözüm o günlerden kalan, milletvekilleri arasındaki seçim yasa tasarısı (meclis tutanaklarından) sırasında tartışmada geçen, bugün bize komik gelen üç cümle olsun:

DP Manisa Milletvekili Hikmet Bayur:

– Tasarıda gizli oy ilkesi benimsenmeli, gizli bölmeler oluşturulmalı.

İçişleri Komisyon Sözcüsü ve CHP Milletvekili Adal:

– Köylere kadar her yerde mutlaka telefon hücresine benzer hücreler temin etmeye maddeten imkân yoktur. DP’li Bayur’un yukarıdaki teklifine bir cümle de
CHP Balıkesir Milletvekili Süreyya Övgevren’den gelir:

– Oyun gizli kullanılmasını temin için, herhâlde tek başına bir oda içine girme mecburiyetini vatandaşa tahmil edilen (yüklenen) bir hüküm koymak, bu memlekette vatandaş hürriyetini münselip kılan (ortadan kaldıran) bir zihniyettir…

Ne demokrasi ama değil mi?

Etiket(ler): , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir