Ah Karadeniz! | 6 | Okçulu ” Ukçulu ” Yolundayız

Karanlık çöküyor. Paydos zili çalmak üzere. Beni, nerede kalırım, telâşı sararken Halit, tebeşirli elleriyle öğretmenler odasına giriyor, fermuarlı siyah çantasını masanın üstüne koyuyor, tekrar çıkıyor. O arada Sedat gülümseyen yüzüyle sanki uçarak giriyor içeriye. (Sonra da hep dikkat etmişimdir Sedat, tabanları yere tam basmadan yürüyordu.) Gelen “iyi akşamlar” dileyerek gidiyordu. Kalakalmıştım oracıkta. HizmetlilerdenFikri Şen’in sözüyle daldığım düşüncelerimden sıyrılıyorum.

– Hasan Hoca’m, kuşlar bir bir yuvalarına uçuyor. İstersen gel bu akşam sahilde iki kadeh parlatalım batan güne karşı, diyor elindeki süpürgenin sapını yerine yerleştirmeye çalışırken.

-Sağ ol Fikri Ağabey, ama benim içkiyle başım hoş değil.

Daha da yaklaşıyor, kısa boyuyla parmak uçlarına yüklenerek kulağıma, fısıldar gibi:

-Aslında seni eve davet etmek isterdim ama inan biri mutfak, iki küçük odada ancak kendimize yer buluyoruz.

Gülümsüyorum. Yüzüme bakıyor o da gülümsüyor. Nereye gidersek gidelim, Anadolu insanı bu işte, gönlü zengin insan, diye içimden geçirirken Halit giriyor içeri.

-Hay Allah Hasan Hoca’m ben de seni yukarılarda arıyordum. Gitmiş olsaydın hem sana çok kırılırdım, hem de kendime içerlerdim.

Çantasını alıyor. “Haydi” diyor, düşüyoruz yollara.

Emine Hanım

Öğle üzeri çıktığım bayırı bu defa iniyoruz. Sağa dönüyoruz. Okulun hemen altındaki ana yolun kıyısında kocaman bir yuvarlak taşın önünde yüzü seçilmeyen bir hanım var. Tam yanından geçerken Halit selam veriyor:

-İyi akşamlar Emine Hanım.

-Size de iyi akşamlar. diyor Emine Hanım.

‘Aman’ Eşref

Yolun sağ kıyısından kurşunî bir gökyüzü altında yürümeye devam ediyoruz. Biraz ileride bir et mangal yeri. Yaklaşıyoruz. Mangalın başında iriye yakın genç biri, elindeki demirle ateşi karıştırıyor.
İçeriye giriyoruz.

Halit:

-Etin taze mi Remzi, diyor.

-Taze olmaz mı, dün kestik daha.

Beni fark ediyor, Halit’e bakarak:

-Arkadaş?

-Arkadaş bizim yeni edebiyat öğretmenimiz Hasan Bey.

Başıyla selamlayarak, gülümsüyor. O arada konuşmaları duyan mangalın başındaki delikanlı heyecanla geliyor Halit’in yanına.

Yöre şivesini hiç bozmadan üstelik de son derece rahat:

-Halit Hoca, yeni öğretmen bizim derslere de geliyü mü, şu “Mustang Leylâ”dan bizi kurtarsın yeminle ona her gün hamsi mangal yaparım.

Gülüşüyoruz. Halit eti alıyor, çıkıyoruz.

-Kim bu, diyorum yolda Halit’e.

-Ha şu öğrenci mi? Eşref Başkan. Aslında iyi çocuktur. Biraz psikolojik sıkıntıları var. Derslerde rahatsız etmez de bazen kafası eser.

-Peki “Mustang” Leylâ kim?

– Tayini çıkmamış, derslere ücretli giren edebiyat öğretmeni bir genç hanım. Öğrenciler, arabasının markasından dolayı ona o adı takmışlar.

Ardından ilk “tiyo”yu veriyor:

– Müdür Vekili Ali gibi o da sol görüşlüdür. Ders dağıtımı sırasında “uyanık” ol. Sen atanmış bir öğretmensin. Bütün dersler önce senin hakkın. Ortaokul senin, liseler Leylâ Hanım’ın şeklinde bir paylaşıma giderlerse “evet” deme. Özellikle lise son sınıfları mutlaka al. Çoğu efendi, iyi çocuklardır. Birçoğu çevre köylerden geliyor.

Etiket(ler): , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir