Ah Karadeniz! | 8 | Medreseönü Lisesi’ndeki İlk Dersim

Bursa Yıldırım Beyazıt Lisesi’nde Staj Günleri

Bursa Yıldırım Beyazıt Lisesi’nde stajımı yaparken çok samimi öğrencilerle tanışmıştım. Dersler dolu dolu geçiyordu.   Rehber öğretmenimin ( 50′li yaşlarda beyaz tenli tertemiz bir öğretmendi. ) verdiği öğütle şiir metinlerini ezbere okuyordum. Bu öğrencilerin çok hoşuna gidiyordu. Son dersimde yine bir şiir metnini inceleyecektik. Metin 17 yüz yılın usta şairlerinden Gevherî’nin bir ‘Koşma’sıydı. Şiiri ezbere okuyarak konuya girdim. Öğrenciler pürdikkat kesilmiş açıklamalarımı dinliyorlardı. Bir ara rehber öğretmenime baktım, başı önünde, birtakım notlar alıyordu sanırım. Ders bittiğinde herkes memnundu bu 45 dakikadan.

Öğrenciler teneffüse çıktılar. Ben rehber öğretmenimle sınıfta başbaşa kaldık. Mütebessim babacan yüzüyle:

– Çocuk uğraştırma beni. Al hakkındaki ‘rapor’u kendin doldur.

Gülüştük. Elini öptüm ve ayrıldım okuldan…

Medreseönü Lisesi’ndeki İlk Dersim

Leylâ Hanım  ataması yapılmamış, derslere ücretli olarak girdiği için onun bütün sınıfları bana verilmişti. 1980’in son günleri. Gittikçe soğuyan kış günleri. Ders programımı  Müdür Vekili Ali Önder verdi. Programa göre ilk dersim Lise 3’e idi. Nedendir bilmem hiç heyecanlı değildim. Genetikten ( ! ) gelen bir öğretmenlik vardı serde ne de olsa. Çünkü babam hem ilk müdürüm hem ilk öğretmenimdi.

Sınıfa girdiğimde ilk gözlemlediğim şey öğrencilerin bir çoğunun normal Lise 3. sınıf öğrencilerinden büyük olmasıydı. | Sonradan öğrenecektim ki bu durum  lise açıldığında ortaokulu daha önce bitiren öğrencilerin liseye kayıt yaptırmış olmasından ileri geliyordu. Hatta hiç unutmam Fırıncının oğlu Yılmaz Şen (1958) benden bir yaş büyüktü. |

Tanışma faslından sonra öğrencilere kitapta hangi konuda kaldıklarını sordum. Hiç hazırlık yapmamıştım çünkü konuyu bilmiyordum. Öğretmen masasının önündeki sırada sağda oturan bir kız öğrenci :

– Gevherî’nin ‘Koşma’ adlı şiirini işleyecektik bugün, dedi.

Rahat bir nefes aldım. Stajdaki metni ikinci kere işleyecektim. Sevgili ablamın hediye olarak aldığı lâcivert krovoze, kaşe ceketimin düğmelerini ilikledikten sonra denizi gören cama doğru yaklaştım ve şiiri âdeta oynayarak ezbere okudum:

Gevherî | Koşma

Gönlümüz bağlandı zülfün teline
Alınmaz gözleri mestim, alınmaz.
Sencileyin cevredici kuluna
Bulunmaz, gözlen mestim bulunmaz.

Hasretinle her dem bağrım deliktir
Kül oldu vücudum şehri yanıktır
Cümle yollar bağlı haramiliktir
Gelinmez gözleri mestim gelinmez.

Düştüm ateşlere durmaz yanarım
İçip aşkın dolusundan kanarım
Müşkül işi ululardan sorarım
Bilinmez, gözleri mestim bilinmez.

Gevheri der, yoktur derdime çare
Onulmadı gitti sinemde yâre
Gönül bir şahindir, her bir şikâre | av |
Salınmaz, gözleri mestim salınmaz.

Şiir bittiğinde baktım sınıfa, sınıftakiler sanki nefes bile almıyordu. İlk etkinin çok önemli olduğunu bana öğreten rehber öğretmenimi hasretle anarak şiiri açıklamaya başladım. Öğrencilere çeşitli sorular yönelterek hem konunun anlaşılmasını sağladım hem de öğrencileri derse kattım.

Ders zili çaldığında rahat bir nefes almıştım. Koridora çıktığımda burnumun dibinde Müdür Vekili Ali Önder’le karşılaştım. Yüzüme bakarak:

-Hasan Hoca (Hasan Bey değil ) en hareketli sınıfa girmiştiniz ama hiç gürültü gelmedi.

‘At sahibine göre kişner, diyecektim vazgeçtim.

– Uyuttum hepsini. Mâlum saat sabahın 8′i…

Etiket(ler): , , , .Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir